Ölmek Arzusu
- Rumeysa Uzunoğlu

- 13 Ara 2025
- 1 dakikada okunur
Kan kustum defalarca;
“Tanrı’nın bahşettiği bir lütuf” dediler.
Ciğerimi delip geçen bir acıyla
sırtımı yaslayacak bir yer bulamadım.
Hangi cengin ortasında kaldım?
Niçin savaşmam gerekti?
Kim ki bu—
beni sınama cürretini gösterdi?
Hangi vakit aynı acının paydaşı olduk?
Ciğerimiz nasıl söndü?
Kalbimiz ne vakit böyle güçsüz düştü?
Bir yıl mı geçti
yoksa zaman, kendi kuyruğunu mu ısırdı?
Kaç yüzyıl..
Kaç acı geçti yedimin üstünden?
Ben yine, doğduğum gün,
en güzel yaşımda,
ölmek arzusu içindeyim.
Çünkü;
Dünya ağrımın şahidini,
yaşam irademin kaynağını kaybettim.
Her sabah öldüğün güne uyanıyorum.
Şimdi ne anlamı kaldı
vücudumdaki kesiklerin,
ruhumdaki izdüşümlerinin?
Koşsam sarılsam,
sen orda yoksun.
Değdi mi?
Ne dersen de;
bana kefen,
sana hiç yakışmadığı kadar yakışırdı.
Hastalığım hiç sağalmadı.
Ellerim kaç Tanrı’nın kanına bulandı?
Zaten gidişini dillendiremedim hiç;
inanmadığım bir duayı bile etmeyi beceremedim.
Fotoğraflarımıza bile bakamıyorum.
Unutmak ne mümkün—
ne haddime.
Fakat zihnim,
beni yaşananların gerçekliğinden koruyor.
Tanrı’yı öldürmeye gücü yeten bu ellerin,
seni yaşatmaya gücü yetmedi.
Biri var, bana seni hatırlatıyor.
Fakat acından bile mahcubum;
kime, neyi, nasıl anlatacağım?
Beni bağışla.
Ölsem
veyahut
eve pastayla gelsen yine…
Açsam kapıyı.
Sarılsak.
Evde olsan,
evde kalsan.
"Hayat bitse
dünya dursa,
ölüm bile olsa,
biz hiç ayrılmasak.







Yorumlar