"Beni uyutur musun? "
- Rumeysa Uzunoğlu

- 6 gün önce
- 1 dakikada okunur

Bugün öldüğün gün,
dün seni rüyamda gördüm.
Ya da üç dört gün önce,
bilmiyorum.
Gözlerin gözlerimden hesap sormadan hemen önce
Artık veda etmelisin dercesine "Beni uyutur musun?" dedin.
Veda etmek emanet etmek demekmiş.
İnsan sevdiğini Tanrı'nın şefkatli kollarına emanet etmek ister.
İnsan sevdiğini hiçliğin karanlığına nasıl emanet eder?
Uyandığımda
yastığımın altında atkın vardı.
Kaç kış geçti,
yerini değiştiremedim.
Bazen elim değiyor.
her şey kötü bir kabustu sanıyorum.
Geçmiyor.
Bir hastane penceresinden bakışımı
akıp giden hayatı,
koşuşturan insanları ve
hafızama kazınmış puslu bir vitrayı hatırlıyorum.
Çok şey değil,
İzmir'in masumiyeti öldü o semtte.
Öfkem doğdu.
Acı hep yedi yaşımda kaldı.
Çocukluğum steril bir odada bekledi uzun bir süre,
saçlarımız yastığa dökülürken
aynada başka biri prova yaptı yüzümü.
Gölgesinden saklanan bir kadına dönüştüm.
Ben bana alıştım da
sana hiç alışamadım.
Yıllar sonra bir baktım sevdiğim adamın sesi,
bir akşamüstü ansızın evden çıkıp geri dönmeyen bir rüzgâra dönüştü.
Eksik bir nefesle yaşamayı öğrendim.
O günden sonra
vestiyerde bir boşluk,
masada eksik bir tabak,
çekmecede çalışmayan bir çakmak kaldı.
Düşünüyorum da insan kaç defa ölür adı anılmadan?
Sensiz kaç mevsimi atlattım,
bir kalbi eksilterek
bir sesi susturarak.
Şimdi her nefes alışım
hem bir utanç hem bir borç.
Göğsümden kesilen parçanın yerinde soğuk bir boşluk duruyor.
Nefesim kabahatli, cümlelerim yarım.
Fakat bazı akşamlar perde aralığından sızan rüzgârla tanıdık bir koku dolaşıyor odada.
Dudaklarımın arasında yanan şey somut bir acıya dönüşüyor.
Kül dağılırken eski bir ceketin cebine saklanmış hatıralar da dökülüyor yere.
Kaybettiğim adamın suretini
göğe yükselen ince bir çizgide
yeniden yeniden hatırlıyorum.
Anlasana bi-çareyim.
Yastığımın altında sakladığım atkın,
dudaklarımın arasına aldığım üç kuruşluk umut
yıllar geçiyor
yine de sen kokuyor.
Hayat kokuyor.
Ölüm kokuyor.








Yorumlar